Tartışmaların odağında bir düzenleme; Nedir bu İklim Kanunu? Şeytan mı Melek mi?
2 Temmuz 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen İklim Kanunu, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda sera gazı azaltımı, Emisyon Ticaret Sistemi ve Yeşil Taksonomi gibi pek çok alanda yasal çerçeve sunuyor. İstanbul Sanayi Odası Sürdürülebilirlik Enerji ve Çevre Dönüşüm Şubesi Müdürü Gülberk Ertap Kaya, kamuoyunda oldukça tartışılan kanunun sanayiye ve ihracata etkilerini ve neleri değiştireceğini değerlendirdi.
İklim Kanunu, İstanbul Sanayi Odası, Gülberk Ertap Kaya, Ulusal Taksanomi, Sınıra Karbon Düzenlemesi, Avrupa Birliği, AB, Küresel Isınma
22644
post-template-default,single,single-post,postid-22644,single-format-standard,qode-social-login-1.1.3,qode-restaurant-1.1.1,stockholm-core-1.2.1,select-child-theme-ver-1.1,select-theme-ver-5.2.1,ajax_fade,page_not_loaded,wpb-js-composer js-comp-ver-6.1,vc_responsive
Title Image
İklim Kanunu

Tartışmaların odağında bir düzenleme; Nedir bu İklim Kanunu? Şeytan mı Melek mi?

2 Temmuz 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen İklim Kanunu, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda sera gazı azaltımı, Emisyon Ticaret Sistemi ve Yeşil Taksonomi gibi pek çok alanda yasal çerçeve sunuyor. İstanbul Sanayi Odası Sürdürülebilirlik Enerji ve Çevre Dönüşüm Şubesi Müdürü Gülberk Ertap Kaya, kamuoyunda oldukça tartışılan kanunun sanayiye ve ihracata etkilerini ve neleri değiştireceğini değerlendirdi.

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylamasının ardından iklim hedeflerine ulaşmak için İklim Kanunu üzerine uzun süredir çalışılıyordu. Nihayet 2 Temmuz 2025 tarihinde İklim Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylandı. Ancak kanun onaylanmasının ardından kamuoyunda tartışmalar bitmedi. Çeşitli spekülasyonlar ortalığa saçıldı.

Peki İklim Kanunu gerçekten neler getiriyor? Hem üretimi hem de günlük hayatımızı nasıl etkileyecek? Kamuoyunda tartışılan konular ne kadar gerçeği yansıtıyor? İstanbul Sanayi Odası Sürdürülebilirlik Enerji ve Çevre Dönüşüm Şubesi Müdürü Gülberk Ertap Kaya, konuyla ilgili tüm sorularımızı yanıtladı.


Bu röportaj Geleceği Konuşalım Podcast kanalında yayınlanmıştır.


– İklim kanunu Türkiye’de son dönemde en çok tartışılan kanunlardan biri. Peki bu kanun nasıl çıktı, yasalaşana kadar başına neler geldi?

İklim kanunu, Şubat 2025 sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu. Tabii öncesinde kurumlar arası gidip gelen yoğun bir taslak dokümanı vardı. Biz de İstanbul Sanayi Odası olarak görüşlerimizi verdik. Temmuz 2025  başında görüşmeler devam etti. 2 Temmuz’da yasalaştı, 9 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Ancak bu kısa girişten sonra bu noktaya gelirken ana durakları saymak faydalı olur diye düşünüyorum; Herkes atlıyor bence baştan başlıyalım ve şu soruyu soralım; Biz neden bir İklim Kanunu’na ihtiyaç duyduk? Neden Türkiye’de bir İklim Kanunu yapıldı?

Bildiğiniz gibi, Türkiye 2015 yılında Paris İklim Anlaşması’nı kabul ederek bu sürece önemli bir adım atmış oldu. Aslında anlaşmayı kabul ettikten 6 yıl sonra 2021’de anlaşmaya resmen taraf olduk. 2015’te imzaladığımız anlaşmaya 2021’de taraf olduktan  hemen sonra 2053 net sıfır emisyon hedefimizi de açıkladık. Aslında bütün bu hedeflere, hem 2015’te sunduğumuz niyet edilen katkı beyanında hem de 2021 sonrası güncellenen ulusal katkı beyanında taahhüt olarak yer vermiştik. Ve 2053 net sıfır emisyon hedefi de bu anlamda bizim ülke olarak vizyonumuzu gösteren bir hedef oldu. Aslında İklim Kanunu tam da bu hedefin, bu beyanların yasalaşması, bunların yasal zemine oturması için gerekli bir düzenlemeydi ve yasalaştı.

İklim Kanunu bu çerçevede 2022’de yapılan İklim Şuras’nın da çıktılarından bir tanesiydi. Yani biz aslında bu sürecin çok daha uzun zamandır adım adım inşa edildiğini takip ettik. Bu yıl içerisinde de yasalaşması tüm bu sürecin son adımı olan mecliste onaylanması ve Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla “Artık bir İklim Kanunumuz var” diyoruz.

-Bu kanunla neler getiriliyor? Özellikle sürdürülebilirlik ve küresel ısınma, karbon emisyonu noktasında Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yaşam biçimini ya da üretim biçimi değiştirecek somut şeyler var mı?

İklim Kanunu’nun en başında söylenen bir cümle var. Kanun, ‘Yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi amaçlar’.  Bence bu önemli bir cümle. Hem net sıfır emisyon hedefini net bir biçimde koymuş olması hem de bir yeşil büyüme vizyonunu kanun içerisinde yerz alması açısından önemli.

Üretim biçimi bağlamında ne değişecek? Tabii ki piyasanın, küresel pazarların zaten şu anda pek çok üreticiyi getirdiği noktada yeşil dönüşüm, yeşil büyüme, sürdürebilirlik konuşulan bir şey ama ülkenin anayasal düzenlemelerin içerisinde de bu şekilde ifade edilmiş olması üretimle ilgili temel bir adım göstergesidir diyebiliriz.

Gülberk Ertap Kaya

İstanbul Sanayi Odası Sürdürülebilirlik Enerji ve Çevre Dönüşüm Şubesi Müdürü Gülberk Ertap Kaya Kimdir?

Çok net bir belge aslında. Yani en başında amacını ortaya koyuyor. Esaslarını, ilkelerini söylüyor. Ve doğrudan seri gaz emisyonlarının azaltılması, iklim değişimi, uyum faaliyetleri nelerdir bunları sıralıyor. Bu faaliyetleri nasıl planlayacak? Hangi uygulama araçlarını kullanacak? Bu uygulama araçlarını kullanırken ne tip gelirler elde edecek? Bu gelirler hangi izinlere tabi? Nasıl bir denetim mekanizması oluşturulacak? Bununla ilgili aslında yasal ve kurumsal bir çerçeve İklim Kanunu. Tabii ki bunun altı her kanun gibi ikinci mevzuat dediğimiz yönetmelikler vs. ile doldurulacak. Biz de bunları bekliyoruz işin açıkçası.

Daha önce de belirttiğim gibi net sıfır emisyon hedefimiz var. Doğal olarak biz sera gazı emisyonlarını azaltmayı hedefliyoruz. İklim dediğimiz şey sadece azaltımla sınırlı değil. İklim değişikliğine uyum da bu anlamda önemli. Çünkü aynı zamanda değişen bir iklim içerisinde yaşıyoruz ve buna da uyum sağlamak mecburiyetindeyiz. Bununla ilgili de çeşitli planlamalar yapmak, faaliyetleri planlamak ve uygulamak zorundayız. Aslında kanun bunlarla ilgili bir çerçeveyi ortaya koyuyor. Bu anlamda da aslında en temel söylediği şey sarı gaz emisyonlarının ulusal katkı beyanı ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda azaltılacağı.

Bunu azaltmak için tüm kamu kurum ve kuruluşlarının çeşitli planlamalar yapmakla yükümlü olduğu, bunları uygulamakla, izlemekle yükümlü olduğunu belirtiyor. İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan bir dokümandan bahsediyoruz. Yirmi maddesi, iki tane de geçici maddesi var. Üç farklı kanuna da atıfta bulunuyor. İklim Kanunu değişiklik içeriyor ve burada da tabii ki bu süreci koordine eden bir ana sorumlu da olması gerekiyor. Zaten İklim Değişikliği Başkanlığı, 2053 Sıfır Emisyon Hedefi sonrasında bir başkanlık olarak oluştu ve bu çerçevede yürüttüğü çalışmalar var. Ama kanun aynı zamanda kurumlar arası koordinasyonun sağlanması, standartların belirlenmesi, gelişmelerin izlenmesi, karbon fiyatlandırmasına ilişkin piyasa mekanizmalarının düzenlenmesi gibi son süreçler için de İklim Değişikliği Başkanlığı’nı doğrudan yetkilendirmiş oldu. Bu anlamda artık bir muhatabımız var.

-Emisyon Ticaret Sistemi, yani ETS’yi Türkçeleştirebilir miyiz? Bu dünyada uygulanan, bizim de uzun süredir gelmesini beklediğimiz bir sistemdi. En azından bu kanunla, bunun yasal çerçevesi ortaya konmuş oldu diyebiliriz.

Evet şu anda Türkiye’de ilk kez Emisyon Ticari Sistemi’nin kurulması yasalaştı. İklim hedefi dediğim şey aslında sere gazı emisyonların azaltım hedefi. İklim kanununda biz sera gazı emisyonların azaltmayı hedefliyoruz. Bunu ulusal katkı beyanlarımız ve 2053 Net Sıfır Emisyon hedefimiz çerçevesinde hedefliyoruz. Doğal olarak bunun için bir araca ihtiyacımız var. Her şeyde olduğu gibi bunu yönetebilmek istiyorsak önce ölçmemiz gerekir.

Bu anlamda sere gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlaması ve doğrulaması konusunda IRD dediğimiz 2015’ten beri ülkemizde mevcut olan bir sistem var. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı zaten belirlediği kriterlerdeki firmaların sere gazı emisyonlarını izlemesi, raporlaması ve doğrulaması çerçevesinde bu süreci yönetiyor.

Bu aslında Emisyon Ticari Sistemi’nin bir önceki adımı. Peki neden bunu yapıyor? Bu sorunun cevabı için önce Emisyon Ticaret Sistemi’ni tanımlamakta fayda var. Emisyon Ticaret Sistemi, sera gazı emisyonlarına bir sınır getirilmesini, bu sınır doğrultusunda emisyon tahsisatlarının dağıtılmasını ve ardından bu tahsisatların piyasada alınıp satılabilmesini sağlayan bir mekanizmadır

-Örneğin, benim bir şirketim var ve tahsisatımın üzerinde bir emisyon gerçekleştirdim. Tahsisatın altında kalan bir başka şirketle bu hakların ticaretini yapmak gibi düşünebiliriz

Evet. İngilizce tabirle “cap and trade” dediğimiz bir sistem var. İlk önce emisyonlarımızı sınırlıyoruz. Sektörler bazında da olabilir bu. Biz iklim hedefimiz çerçevesinde bir sınır koyuyoruz. Diyoruz ki, “Bu sisteme tabi olan firmalar buradan yukarıda emisyon salımı gerçekleştiremezler”. Buna göre bir tahsisat dağıtımı gerçekleşiyor. Bu başlangıçta ücretsiz olabilir. Sonrasında bu tahsisatlar da ücretli olacak. Ve diyelim ki hepimize yüz tahsisat dağıtıldı. Siz iyi bir yıl geçirdiniz. Üretiminizi de azaltmadınız ama yeşil dönüşümle ilgili de yatırımlarınızı yapmışsınız. Siz doksan beş saldınız. Bense kötü bir yıl geçirdim. Yatırımlarımı yapamamıştım ya da beklediğim gibi bu olmadı. Ben yüz beş saldım. O zaman diyorum ki, “O beşi siz bana verin”.
Şimdiye kadar dışsallık olarak adlandırılan, yani emisyon salımına karşı herhangi bir bedel ödemediğimiz süreç, artık üretim biçimimizin standart bir maliyeti haline gelmiş oluyor. Böylelikle bunun ticaretini yapmak da mümkün oluyor.  Biz Avrupa’ya çok yoğun ihracat ve ithalat yapan, dış ticaretimizi büyük oranda Avrupa Birliği ile gerçekleştiren bir ülkeyiz. Şimdi sınırda karbon düzenlemesi konusu var.

-Yasada, sınırda karbon düzenlemesine uyum sağlanacağına dair bir ifade var. Gerçekten uyum sağlayabilecek miyiz? Çünkü dünyadaki ticaret savaşlarını bir tarafa koyduğumuz zaman Avrupa Birliği de bu konuda çok sekter duruyor. Yani bu konuda çok hassasiyet gösteriyor. Burada nasıl bir gelişme olacak ve bu kanun neler getiriyor?

Aslında bunların hepsi birbiriyle çok bağlantılı. Çünkü Avrupa Birliği’nde de bizim demin bahsettiğim izleme, raporlama, doğrulama ile ilgili olan süreçlerimiz Avrupa Birliği’ndeki direktiflerle uyumlu süreçler. Yani orada ne tip firmalar dahilse biz de burada mümkün olduğunca o kriterlere uygun bir biçimde bu süreci yürütmeye çalışıyoruz. Emisyon Ticaret Sistemi bunun üzerine yükselen bir şey. Yani artık emisyonlarınızın piyasadaki eğilimini biliyorsunuz. Buna göre bir sınır belirliyorsunuz ve diyorsunuz ki: Hedeflerim doğrultusunda bu seviyeyi belirledim. Bu sınırın altında kalacaksınız. Kalmadığınız takdirde, bu piyasa içinde kendi aranızda ticaret yaparak dengeyi sağlayın ki kimse bu belirlenen sınırın üzerine çıkamasın.

Emisyon Ticaret Sistemi bu anlamda bir sınır koyuyor. Ama yani sınırda karbon düzenlemesiyle ilgili bu soruyu bir tık geriye alarak neden Avrupa Birliği’nin buna gerek duyduğunu da aktararak açıklamak isterim. Avrupa Birliği dediğim gibi İRD’sini koydu, ETS’sini koydu, çalıştırmaya başladı. Avrupa Birliği sınırları içerisinde bu süreç şu anda geçerli. Ben Avrupa Birliği’nde üretim yapan bir firmayım. Aynı ürünü üretiyoruz. Siz Avrupa Birliği dışarısında üretiyorsunuz. Ben ETS’ye tabiyim. Belli bir sınırım var, o sınırı aşamıyorum. Aşarsam belli bir maliyete tabiyim, alım satım yapmak zorundayım ya da cezasını ödeyeceğim. Ama siz aynı ürünü rahat rahat salarak AB sınırından geçirip satabiliyorsunuz.

O zaman ben de basiretli bir iş insanı olarak, bunun haksız rekabet olduğunu ortaya koyuyorum. Yani niye Avrupa Birliği içerisinde üreteyim ki? Ben de o zaman Avrupa Birliği dışarısında üretirim. Bu maliyetlerin hiçbirine katlanmam, sınırdan geçiririm. Orada satarım. Böyle olursa Avrupa Birliği’nin sanayisi küçülür. İstihdamı küçülür, ekonomisi küçülür. Avrupa Birliği bunun önüne geçebilmek için dedi ki, ben sınırlarım dahilinde koyduğum bu kuralı sınırdan geçen ürünlere de koyuyorum. Böylelikle Avrupa Birliği’nin içinde üretmekle Avrupa Birliği’nin dışında üretmek arasındaki bu maliyet farkı ortadan kalkıyor. Sınırda karbon düzenlemesi aslında bu. Ve bu çevre odaklı bir süreç olduğu için de küresel anlamdaki ticarette düzenleyici çerçevede de herhangi bir engelle karşılaşılmıyor şu anda.

Birleşik Krallık da şu anda 2027 için planlıyor sınırda karbon düzenleme mekanizmasını. Yasayla olan süreç de aslında şunu söylüyor: Türkiye de kendi sınırda karbon düzenleme mekanizmasını yürütebilir. Bu çerçevede aslında kanun, sınırda karbon düzenleme mekanizmasını yaratabileceğine dair, yani oluşturabileceğine dair bir alan yaratmış oluyor diyebiliriz.

Standartlar alt düzenlemelerle belirlenecek. Bu, hemen yarın olacak bir şey değil. Emisyon Ticaret Sistemi’nin kurulması, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na tabi olacağımız süreci kolaylaştıracak. Bu sistem, bizim kendi sınırda karbon düzenleme mekanizmamızı kurmamız anlamına gelmiyor. Ancak, eğer biz ülkemizde bir Emisyon Ticaret Sistemi kurarsak — ki bu yasa bunu öngörüyor — o zaman biz de kendi ülkemiz içinde bir sınıra tabi olacağız ve karbon emisyonlarımız bu sınırlar dahilinde fiyatlandırılacak. Bu fiyatlandırma, bizim karbon sertifikalarımıza göre yapılacak. Eğer bu fiyatlandırma, Avrupa Birliği’ndeki sistemdeki fiyat, koşul ve kriterlerle birebir örtüşüyorsa, AB şu anki düzenlemesinde diyor ki: ‘Bu ürün menşe ülkesinde benim sistemimle eşdeğer bir süreçten geçtiyse ve aynı maliyetle karbon fiyatlandırmasına tabi olduysa, ben sınırda ikinci bir maliyet uygulamam.’ Ama eğer biz aynı maliyete katlanmazsak — yani sistemimiz daha ucuz bir maliyet yaratırsa — o zaman AB ile aradaki fark kadar bir bedeli ödemek zorunda kalacağız.

-Belli sektörler öncelikliydi değil mi?

Evet, şu an için 6 sektördeki ürünler geçerli. Çimento, demir, çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen.

-Peki bu kademeli olarak diğer sektörlere de gelecek diye biliyorum?

Onunla ilgili genişletmeyle ilgili bir yaklaşım olduğunu biliyoruz. Ama şu an için 2023’ten beri bir raporlama dönemi içerisindeyiz. Bu sektörler için raporlamalar gerçekleşiyor. 2026’dan itibaren doğrudan maliyet ödemeyeceğiz. 2026 dönemi için maliyetler hesaplanacak. 2027’de ödenmesi gibi bir şey söz konusu olacak. O yüzden önümüzde yıl biraz daha bu sürecin değerlendirildiği bir yıl olacak.
Peki geçiş süreçleri nasıl olacak? Kanunda bu konuyla ilgili nasıl düzenlemeler var? Türk sanayisi için geçiş süreleri tanımlıyorlar. Cezai yaptırımlar da getiriliyor. Bu geçiş süreçleri nasıl olacak?
Şu an Emisyon Ticaret Sistemi için bir pilot dönem öngörülüyor. Üç yıl içinde sera gazıyla ilgili izinlerin alınmış olması gerekiyor. Bu süre değerlendirilecek, iki yıla kadar uzatılabilir. Pilot dönemin 2026’da başlamasını bekliyoruz. Bakanlık temsilcilerinin de bugünlerde yaptığı açıklamaları da bu yönde.

-Peki İklim Kanunu Türkiye’de neden bu kadar tartışıldı?

İlk etapta temelde çok yanlış anlaşılan bir durum oldu diye düşünüyorum. Sosyal medyada hiç alakası olmayan, tarım yapılamayacak, hayvancılık yapılamayacak gibi genel yaklaşımlar oldu.Bir kanun oluşturulması sürecinde kanunun çok daha çerçeve bir yapıda olması kaynaklanan genel bir eleştiri var. Orada biraz daha bilimsel hedeflere yer verilmesi arzu edildi. Daha spesifik, daha bağlayıcı olması konusunda eleştiriler var. Adil geçiş mekanizmasıyla ilgili biraz daha netleştirilmesi ya da daha güçlendirilmesi gerektiğiyle ilgili. Ki kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasalaşması sırasında da güncellenen kısımlardan bir tanesi oldu. Bu haklı talepler mutlaka ki — belki kanun için değil ama sonrası için — mutlaka yer verilmesi gereken kısımlar. Bence ikinci mevzuatta mutlaka bu karşılıklı görüş alışverişinde bulunulacaktır diye düşünüyorum.
Türkiye Yeşil Taksonomisi’nden de bahsediyoruz. Finansal kaynaklara ulaşmak açısından Yeşil Taksonomi’yle ilgili ikinci mevzuatlar bu anlamda çok önemli olacak. İklim finansmanı çok önemli bir gündem işte. Genel itibariyle bunu takip etmek de çok önemli. Türkiye’nin bu uluslararası kaynakları çekebilmesi, sanayinin bu kaynaklardan faydalanabilmesi, bunlar için de bir temel teşkil etmesi açısından da oldukça önemli. Kanunda, Türkiye’nin Yeşil Taksonomisi’nin kurulmasına ilişkin çerçeveyi oluşturmakla İklim Değişikliği Başkanlığı görevlendirildi. Bu kapsamda Yeşil Taksonomi ile ilgili bir süreç mutlaka yürütülecektir. Zaten arka tarafta bu süreç çalışılıyordu. Kurumlar çalışıyorlar, görüş alışverişinde bulunuyorlar ama kanun günün sonunda “Bu yapılacak” diyor en azından. Madde olarak da bunu belirtmiş olması, bu sürecin daha yasalaşması ve bu anlamda daha regüle bir şekilde yürümesi açısından da önemli.


Bu röportaj Geleceği Konuşalım Podcast kanalında yayınlanmıştır.


Cüneyt Toros